Bazı Gıdalar Depresyonu Tetikliyor-Beslenme ve Depresyon İlişkisi

beslenme ve depresyon

Beslenme ve Depresyon Arasındaki İlişki

Fazla Şekerli ve yağlı gıdaları uzun tüketmek  kendimize yapabileceğimiz en kötü şey. Öyle ki şeker-yağ ve hamur işi karışımlarının kızartılması sonucu elde edilen tatlılar ve diğer besinler kısa zamanda hem bedensel hemde ruhsal çeşitli hastalıkları tetikliyor. Beslenme ve Depresyon arasındaki ilişki düşündüğümüzden çok daha derin olabilir!

Beslenme ve depresyon arasındaki bağlantı tam olarak ispatlanmamış  olsa da bu alanda bazı ülkeler önemli araştırmalar yapmaktadır.  ABD Savunma Bakanlığı, intihar oranlarını azaltmak için besin bakımından zengin gıda paketlerini askerlerin tüketmesi için gönderiyor.

Avrupa Birliği ise farklı besinlerin ruhsal sağlık üzerindeki etkisini araştırmak için MoodFood adlı 9 milyon euroluk bir proje başlattığı çeşitli haberlere konu oldu.  

Avustralya’da Deakin Üniversitesi’nden Felice Jacka ve ekibi de beslenme ve depresyon üzerinde başlattıkları çalışmada, bu hastaların mevcut tedavilerine ek olarak ruh sağlığına iyi geldiği bilinen besinler veriliyor.

Depresyon Enfeksiyonları-Enfeksiyonlar Depresyonu Arttırıyor 

Yine Deakin Üniversitesi’nden Michael Maes, depresyonun biyolojik sebepleriyle alakalı yaptığı çalışmalarla öne çıkıyor. Depresyon hastalarının immün (bağışıklık) sistemlerinin aşırı çalıştığını ve kanlarında sitokin adı verilen proteinlerin aşırı miktarda olduğunu göstermişti. Bu tür proteinler kanda çeşitli iltihap oranının artmasına sebep olur.

Yapılan çeşitli araştırmalar depresyon ve iltihap arasındaki ilişkinin çift yönlü olduğu yani depresyonun iltihaba yol açması gibi iltihabın da  depresyona yol açtığını gösterdi.  Maes, artrit ve kanser gibi hastalıkların vücuda aşırı miktarda sitokin proteinini pompaladığı ve bu hastalıkların teşhis edilmesinden önce dahi sitokinin neden olduğu depresyon belirtilerinin kişide patlak verebileceğini belirtiyor.

California Üniversitesi’nden Naomi Eisenberger,  iltihabın uzun süreler vücutta dolaşım sisteminde varlığı halinde, halsizlik-bunalım gibi sorunların yanı sıra beyinde oksidatif strese de yol açacağını söylüyor. Oksidatif Strese vücutta meydana gelen oksidasyon reaksiyonlarından sonra açığa çıkan serbest radikallerin neden olduğu bir durum olup, sinir hücrelerine zarar verip beynin kimyasal sinyal sistemini kesintiye uğratarak depresyona neden olabilir. Oksidatif stresi önleyebilmek için beslenmede alınan antioksidanların büyük önemi vardır.

Depresyonu Tetikleyen Besinler

depresyona neden olan besinler

Ruh ve beden sağlığını bir bütün olarak düşünmek gerekir. Vücut binlerce sistemin bir araya gelmesiyle oluşmuş kompleks bir yapıdır. Bir sistemde meydana gelen arıza diğer sistemlerde de sorunlara yol açabilmektedir. Her zaman önerdiğimiz gibi hayatımızdan şeker- kalitesiz yağ-beyaz un ve işlenmiş gıdaları çıkarmadığımız sürece ne yediğimizin hangi şifalı besinleri tükettiğimizin pek bir önemi yoktur. Öncelikle bu saydıklarımızın tüketimini en aza indirmemiz gerekiyor. Stres dışında sigara ve alkol alışkanlıkları da iltihabi hastalıklara yol açmaktadır. Ayrıca çinko, selenyum minerallerinin ve omega 3ün vücutta bu serbest radikalleri temizlediği bilinmektedir.

Bütün bunlardan yola çıkarak depresyonun ruh sağlığı kadar beden sağlığıyla da ilgili olduğunu düşünmek gerekebilir. Yani stres, sigara ve alkolün yanı sıra beslenme alışkanlıklarını da iltihaplı hastalıklara davetiye çıkaran etkenler olarak görebiliriz. Vücuttaki yağ ve şeker oranının enfeksiyonları ve oksidatif stresi artırdığı, buna karşılık omega 3 içeren balık yağının, çinko ve selenyum gibi minerallerin ise zehirli kimyasalları temizlediği ve beyne ve iyileşme sürecine yardımcı olduğu biliniyor. Ayrıca depresyon hastalarında çinko eksikliğinin bulunduğuna dair çeşitli bulgular mevcuttur ama tam olarak ispatlanamamıştır.

Ancak tüm hastalıklarda olduğu gibi hem depresyondan uzak kalmak hem de vücuttaki iltihap oranını azalatmak için yapmamız gereken ilk iş işlenmiş gıdaları ve şeker-kızarmış ürün-hamur işi besinlerinin tüketimini mümkün olduğunda azaltmaktır.  Bu besinleri azaltmak sindirim sistemi sağlığını yeniden kazanmak için çok önemlidir çünkü bağırsak sistemi ile beyin sistemi arasında birebir bağlantı ve iletişim söz konusudur. Sağlıksız bir bağırsak sistemi depresyonu tetiklemektedir. Bunun en güzel örneği; reflü, gastrit, baş ağrısı, baş dönmesi gibi daha yaygın hastalıklardır.

Depresyonu Azaltmaya Yardımcı Besinler Nelerdir?

Bazı besinler depresyonu azaltmaya yardımcı olabilir. Melisa otuçayı, sarı kantaron çayı, papatya,kedi otu çayı, meyan kökü şerbeti, kefir, yoğurt, sarımsak, soğan, balık ve balık yağı, acı biber, zerdeçal, haşlanmış yada buğulanmış kırmızı et veya tavuk eti, haşlanmış yumurta gibi besinler sayılabilir.

Bu besinlerden bazıları sindirim sistemini düzenleyerek bağırsak florasını sağlıklı hale getirdiklerinden depresyonu azaltmaktadırlar (kefir, meyan kökü şerbeti ve yoğurt). Bazı besinler ise mutluluk hormonu seviyesini yükselttiklerinden (meyan kökü şerbeti, et, kefir) bir diğer kısmı ise uyku sorunlarına iyi geldiğinden (meyan kökü şerbeti, kefir ve melisa otu çayı vs.) depresyon karşıtı etki göstermektedirler.

İlginizi Çekebilecek Yazılar:

Bağırsak ve Beyin İlişkisi

Sağlıcakla kalın…..

Karaciğer Yağlanması ve Zerdeçal

karaciğer yağlanmasına zerdeçal

Karaciğer Yağlanmasına Karşı Zerdeçal

Zencefilgiller ailesinden olan zerdeçal ana vatanı Hindistan olan çok yıllık bir bitkidir. Yaprakları sivri uçlu, çiçekleri sarı renktedir. Zerdeçaldan safranımsı boyalı bir madde çıkarılır. Baharat olarak tüm dünyada kullanılır. Dışı kısmı kahverengi rengine yakın içi sarı veya kırmızımsı sarı renktedir. Çok eskiden bilim adamları tarafından indikatör-PH belirlemek için kullanıldığı bilinmektedir.

Karaciğer yağlanması için kullanımının beslenme takviyesi olduğu unutulmamalıdır. Eğer böyle bir sorunumuz varsa öncelikle tıbbi tedavi almamız uygun olur. Karaciğer yağlanması için zerdeçal özellikle yağlı yemeklere eklenerek tüketilebilir. Çorbalara, tavuk yemeklerine, patates yemeklerine eklenebilir. Tane karabiber havanda dövülerek elde edilen toz ile bir miktar zerdeçal tozu birlikte kavrulur ise etkisi yüzlerce kat artmakta olduğu unutulmamalıdır.

Zerdeçalın Yararları Nelerdir?

Zerdeçal; sinirleri uyarır ve mideyi kuvvetlendirir. Vücuttan iltihabi toksinlerin atılmasında etkilidir. Bağışıklık sistemini güçlendirir. Ayrıca soğuk algınlığına ve astım gibi hastalıklarda faydalı olduğuna dair bilgiler vardır. Ayrıca kötü kolestrolü düşürdüğüne dair çalışmalar mevcuttur. Zerdeçalın aktif maddesi curcumindir. Aynı zaman da bitki antienflamatuar ve antioksidan etkilere sahiptir. Özellikle Mevsim Geçişlerinin atlatılmasında daha önceki yazılarımızda belirttiğimiz gibi oldukça etkilidir. Ayrıca Zerdeçal etken maddesi olan kurkuminin ( curcumin ) alzeimer ve kolon kanserine karşı önleyici etkisini olduğunda dair araştırmalar bilinmektedir.

İlginizi Çekebilecek Yazılar: 

Karaciğer Yağlanması Nedir?

Sağlıcakla Kalın…

Kadınlarda Çeşitli Dönemlere Göre Beslenme Tavsiyeleri

hamilelikte beslenme

Hamilelik Döneminde Lifli Gıda Tüketimi

Lifli Gıdaların Yararları nelerdir? Kadınlar için önemi nedir? Hamilelik döneminde faydaları nelerdir? diye soruyorsanız bu yazımız tam size göre.

Kadın yaşamının tamamında ya da bir bölümünde, fazlaca konuşulmayan gıdaların ve besin takviyelerinin önemine değineceğiz. Yanı başınızda bulunacak bu yazı her kadın için çok önemli.

Kadınlar ergenliğe girmeden önce her şey normaldir, ancak sonraları hikaye değişmeye başlar. Beslenme gereksinimleri çocuklukta aynı olsa da, aynı yaştaki erkek ve kadınların ihtiyaçları arasında farklılıklar ortaya çıkmaya başlar. Ve bu ihtiyaçların bazıları kadın hayatı boyunca değişerek devam ediyor.

Eğer sağlıklı ve enerjik kalmak istiyorsanız , hangi gıdalar buna yardımcı olur iyi öğrenmek gerekiyor.

Çocuk doğurma yaşında: Demir ve Folik Asit

Her zaman yorgun hissediyorsanız, yeterli demir almıyor olabilirsiniz. Vücudunuz adet dönemlerinde çok demir kaybeder. Demir ayrıca, hamilelik sırasında da önemlidir. 

Folik asit nedir peki? Kırmızı kan hücresi, deri hücresi gibi yeni hücre üretimi için gerekli olan folik asit bir B vitamini türüdür. Gebeliğin ilk evrelerinde, bebeğin merkezi sinir sisteminin gelişimi için zorunlu ve gerekli olan bir maddedir. Mercimek, Yeşil Yapraklı Sebzeler, Narenciye,Kuşkonmaz, Barbunya, Brokoli, Zenginleştirilmiş Ekmek ve Tahıllar, Ay çekirdeği, Domates Suyu, Yumurta gibi gıdalar folik asit bakımından zengin gıdalardır.

Amerika Beslenme ve Diyetetik Akademisi sözcüsü Melinda Johnson şöyle söylüyor; “Adet dönemlerinde demir kaybı çok fazladır. Ve özellikle ağır adet geçiren kadınların demir depolarının az olma riski vardır. Eğer düşük demir deponuz ile gebeliğiniz başlarsa , gerçek anemi ile düşük riski daha fazladır. Ayrıca bebeğiniz, kendi bünyesi için ihtiyacı olan demirin tamamını alamayabilir.” Demirin önemi bu açıdan incelendiğinde hamilelik demir eksikliği ile başlarsa bebekte zeka geriliğine kadar ilerleyen durumlara sebep olabiliyor.

Yapılan araştırmalara göre Türkiye’de tüm gebeliklerin yarısı plansız olduğundan, hamile kalmaya çalışırken olmasa bile önerilen miktarda demir ve folik asit  almalısınız. Kullandığınız ilaçlar dahi bu duruma etki ediyor. Mesela doğum kontrol haplarının bazı türleri, mide asidi azaltmak için kullanılan antasitler gibi ilaçlar demir emilimini azaltabilir. Eğer hamilelik gibi bir planınız varsa kullandığınız ilaçlar için bir doktordan fikir almayı unutmayın. İlaçların içindeki etken maddeleri de araştırabilirsiniz.

Kadınların Günlük Demir İhtiyacı Ne Kadar?

 19-50 yaş kadınlar için günde 18 miligram. Hamile kadınlar için, günde 27 miligram demir standarttır.

Demiri yüksek besinler: Et, deniz ürünleri, fındık, kuru fasulye, ıspanak, brokoli, ve demir-zenginleştirilmiş tahıllar.

Günlük folik asit ihtiyacınız ne kadar: 14 yaş ve üstü kadın için günde 400 mikrogram;Hamileler için, günde 600 mikrogram; emziren kadınlar için, 500 mikrogram.

Folat miktarı yüksek gıdalar folik asit ile güçlendirilmiş Fasulye, mercimek, bezelye, fındık, meyve, sebze, ve ekmek ve tahıllardır. Bu ürünleri araştırmadan almayınız.

Menopoz: Kalsiyum ve D Vitamini

Menopoz başladığında , kadınların diyet ihtiyaçları yine değişir. Kalsiyum gereksinimleri genç yaşlarındaki günlük 1.000- 1.2000 miligram seviyelerinden de geriye gider. Ancak çoğu kadın sadece 600 miligram ile idare eder ve aradaki farkı telafi etmek için çabalamaz.Amerikalı Diyetisyen Ruth Frechman; “Yeterince kalsiyum deponuz yoksa, vücut, sinirler, kaslar ve kalp için kullanılmak üzere kemiklerden kalsiyum alacaktır. Östrojen kemiklerdeki kalsiyum tutumuna yardımcı olur. Menopoz muzdaribi kadınlar, Östrojen üretimi azalmadan kalsiyim depolamaya başlayın” diyor. Yeterli kalsiyum ve D vitamini içeren bir yüksek-lifli, düşük yağlı diyet gıdalar yemek gerekli ve menopoz semptomlarının azalmasına yardımcı oluyor.

Kalsiyum gibi, D vitamini de kemik kitlesini muhafaza etmek için önemlidir. Bu vücudunuzun kalsiyumu korumasına yardımcı olur ve kemik erimesini geciktirir. D vitamini olmadan, kemikler osteoporozdan dolayı kırılgan ve ince olabilir. Günlük ihtiyacınızı 8-18 miligram seviyelerinden 50 miligram seviyelerine çıkarmanız iyi olabilir.

Yeterli lif aldığınızdan emin olun. Lif, koroner kalp hastalığı, diyabet, divertikülozis ve irritabl bağırsak sendromu riskini azaltmaya yardımcı olur. Siz meyve, sebze ve tam tahıllarla bol sağlıklı bir diyet yaparak günde önerilen 21 gramlık ihtiyacınızı almalısınız. Lif takviyeleri güvenmeyin. Lif takviyeleri, gıdalar yerine üretilmemiştir. Onlar duruma bağlı olarak, gerekli olabilir.

Ne kadar kalsiyuma ihtiyacınız var:  51 yaş ve üstü kadınlar için günde 1.200 miligram (Kalsiyum yüksek gıdalar Süt, yoğurt, peynir, tofu, müstahkem portakal suyu)

Ne kadar D vitaminine ihtiyacınız: 51-70 yaş arasındaki kadınlar için  400 uluslararası birim (IU); 70 üzerindeki kadınlarda 600 (IU) (D vitamini yüksek gıdalar: Balık, süt, zenginleştirilmiş tahıllar).

Çölyak Hastalığı Nedir-Glutensiz Çölyak Diyeti Nedir?

Gluten Alerjisi Olarak Bilinen Çölyak Nedir?

Buğday, arpa, yulaf ve çavdar gibi tahıllarda bulunan gluten adı verilen bir proteine duyarlılık ile tanımlanan ve bağışıklık sistemiyle ilgili rahatsızlıktır. Genetik faktörü de olan Çölyak hastalığı, önce ince bağırsakta hasarlar oluşuyor ve ince bağırsağa gelen besinlerde emilim sorunları ortaya çıkıyor. Bilindiği gibi ince bağırsak kıvrımlı bir yapıya sahiptir. Alerji nedeniyle bu kıvrımlarda tahriş ve düzleşme olur. Hastalığın kendi belirtilerine ilaveten bu tahriş ve düzleşme nedeniyle besin emiliminde verimlilik düşer ve vitamin-mineral eksikliği başlar.

Beslenme sisteminden glutenin kaldırılmasıyla giderilebiliyor. Esasında; glutene karşı duyarlılık çoğu insanda görülebilen bir durum. Nedeni belli olmayan pek çok sorun altında tahıllarda bulunan glüten yatabiliyor.

Bazı araştırmacalara göre; insanların temel tüketim maddesi olan buğday üzerinde yıllarca yapılan genetik değişimler nedeniyle buğdayda bulunan gluten oranı büyük oranlarda artmıştır. Glüten; hamurlaşmayı sağlayan ana malzemedir. Bu nedenle; unun pürüzsüz ve yapışkan hamur haline gelmesini sağlayarak ticari olarak tercih edilir bir hale gelir. Aynı durum mısır ununda bulunmaz ve mısır ununun hamurlaşma becerisi oldukça azdır.

Çölyak Hastalığının Belirtileri Neler?

Çölyak hastalığı gizli bir şekilde ortaya çıkıyor ve tanısı geç konabiliyor. Bunun nedeni ise başka hastalıklar ile karıştırılması. Klasik olarak belirtileri halsizlik, gaz, karın ağrısı, ishal, kilo kaybı, şişkinlik ve bazen de demir eksikliği anemisi, karaciğer enzim değerlerinde bozukluk, çeşitli kemik hastalıkları ve cilt hastalıkları. Besinlerde bulunan proteinlerin emilememesi nedeniyle oluşan protein yetersizliği ve B vitamini yetersizliği sonucu ortaya çıkan nörolojik belirtiler, D vitamini ve kalsiyum yetersizliği sonucu görülen kemik azalması da hastalığın ilk belirtileri arasında görülebiliyor. Bu hastalık dudak kenarlarında oluşan çatlaklar ve ağız içinde oluşan geçmeyen yaralar şeklinde de kendini gösterebiliyor. Çocuklarda ise ishal, gelişememe ve kansızlık gibi belirtiler de verebiliyor. Erişkinlerde yaşanan travmalar, yoğun strese maruz kalma, ameliyat, doğum gibi olaylar nedeniyle sessiz bir şekilde aniden ortaya çıkarabiliyor.

Çölyak Hastalığı Nasıl Anlaşılır?  Çölyak Testi: Iga ( tTg testi ) ve IgA testi Nedir?

Çölyak hastalığı tanısı, kanda bu hastalığa özgü antikorların kanda oluşması ve endoskopi ile ince bağırsaktan alınan biyopsilerin incelenmesiyle konuyor. Tanıda en çok doku transglutaminaz antikoru IgA (tTG testi) veyahut Anti-Endomisyum antikoru testi olan IgA testi uygulanıyor. Ayrıca genetik testler de yapılabiliyor. Kesin tanı için ise kimi zaman endoskopik tekniklerle ağız yoluyla onikiparmak bağırsağına girilip, ince bağırsağın üç ayrı noktasından örnek alınıp, alınan dokunun mikroskop altında incelenmesi gerekebiliyor. Doku örneklerinde, ince bağırsak yüzeyinde ki emilimi sağlayan ve villus adı verilen parmak şeklindeki yapıların düzleşmesi, yassılaşması gibi durumlar hastalığı işaret edebilmektedir.

Çölyak Hastaları Neler Yiyebilir? Gluten İçeren Besinler Nelerdir?

Çölyak Hastalığı sorunu olan kişilerin içinde gluten barındıran yiyecekler tüketmemesi gerekiyor. Beslenme sisteminden buğday, arpa, çavdar çıkarılması önem taşıyor. Hatta Glutensiz gıdaların hazırlanması sırasında, glutenli gıdaların hazırlandığı kapların dahi kullanılmaması gerekiyor.

Çölyak hastaları; mısır, pirinç, patates, nişasta ve soya fasulyesi gibi besinleri tüketebiliyor. Hazır besinler alınırken içeriğine çok dikkat edilmesi gerekiyor. Nedeni ise bazı diş macunlarında, meyve sularında, şekerli gıdalarda ve cikletlerde gluten katkı maddesi olarak bulunabiliyor. Bunların yanı sıra durum, bulgur, irmik gibi yan buğday ürünlerinden de kesinlikle uzak durmak gerekiyor. Süt ürünleri yine çoğu hasta tarafından sağlıklı emilemediğinden ilk zamanlarda uzak durulması gerekiyor. Yulaf ise hastalığı düşük seviyede olanlar için sınırlı miktarda tüketilebilir ancak hastalığı ilerlemiş olanların yulaftan uzak durulması gerekebiliyor.

Mısır ve pirinç; hastalar tarafından tolere edilebildiğinden önerilmektedir. Aynı zamanda kara buğday (kasha- aslında buğdayla alakası yok ismi öyle ), nohut, mercimek, bezelye, soya, topioca gibi tahıllar değirmende öğütülüp un haline getirilerek kullanılabilir. Ayrıca mısır, yer fıstığı, zeytin, kanola, soya ve ayçiçek yağları da  glutensiz olarak biliniyor.

Glütensiz diyet, sanılanın aksine aslında çok faydalı bir diyettir. Bu diyeti uygulayan kişiler daha sağlıklı ve dengeli beslenebiliyorlar. Çünkü gluten; protein olarak alınması zorunlu bir madde olmadığı için, yerine başka gıdalar konulabiliyor. Bazı hastalar diyet yapmalarına rağmen yapılan tedavilerden yanıt alamayabiliyor. Bu durumlarda diyet kurallarına uyumun sorgulanması, tanının gözden geçirilmesi ve bunların yanında pankreas yetmezliği, mikroskopik kolit, ince bağırsakta bakteriyel gelişim ve laktoz emiliminin araştırılması ve bunun yanında tedaviye yanıt vermeyen hastalara bazen de kortizon tedavisi öneriliyor.

Çölyak Hastalığına Çörek Otu İyi Gelir mi?

Bildiğiniz gibi çörek otu pek çok sağlık probleminin önlenmesinde ve iyileştirme sürecinin hızlandırılmasına kullanılan çok etkili bir bitkidir.

Çölyak Hastalarına Çörek Otu Tarifi

İki üç çay kaşığı çörek otu (bayat olmaması, saklanma koşulları çok önemli bu yüzden güvenilir bir yerden alınmalı) havanda ezilir. Sabah kahvaltıdan önce ve akşam aç karnına bir iki yudum suyla birlikte tüketilir. Bu uygulama bir ay- bir buçuk ay süre ile uygulanabilir. Bu uygulama süresi boyunca glütensiz beslenmeye özel gösterilmesi gerekmektedir. Değerli Bilim İnsanı Prof. Dr. İbrahim Saraçoğlu’na göre çörek otu uygulamasının çölyak hastalığının iyileşmesinde % 75 oranında başarı şansı vardır. Tabiki bu öneriler tıbbi tedaviyi destekleme amacı taşıdığından ilaç olarak değerlendirilmemeli ve doktor bilgisi dahilinde uygulanmalıdır.

Sağlıcakla Kalınız…

 

Karakovan Balı Nedir? Karakovan Balının Özellikleri Nelerdir?

Karakovan Balı Nedir?

Karakovan balı; en eski bal üretme tekniğidir. Doğal ağaç kütükleri içerisinde arılara bal mumu verilmeden arıların kendi salgıladıkları bal mumunun içini doldurarak ürettikleri bal türüdür.

Karakovan Balının Özellikleri Nelerdir? Kara Kovan Balının Fenni Baldan Farkları Nelerdir?

Gerçek kara kovan balı; arılara şeker verilmeden üretilir. Yani arılardan daha çok bal elde etmek için şeker verilmemesi gereken zamanlarda şeker verildiyse bu balın karakovanda veya normal kovanda üretilmesinin bir farkı bulunmaz. Bu nedenle hakiki karakovan balının fiyatı normal kovanlarda üretilen ballara göre daha pahalıdır.

Karakovan balı genel olarak petekli bir şekilde satılır. Süzme karakovan balı almanın bir mantığı özel nedenler dışında bulunmamaktadır. Eğer süzme bal tercih edilecekse normal kovan balı almak daha mantıklıdır. Çünkü karakovan balı, doğal petekli bal demektir ve esas tercih nedeni bu doğal peteklerdir. Bu petekler bal ile birlikte tüketilir ve ağızda erime özelliği vardır.

Ülkemizde kara kovanlarda arı kolonisi bir kaç şekilde üretilir. En eski yöntem, doğal ağaç kütüklerinin içerisine oğul arılar bırakılarak veya fenni kovanlardan karakovanlara aktarım yapılarak elde edilen yöntemdir. İkincisi ise kasnak tipi çerçeveler içerisinde arı kolonileri kurmaya dayanır.

Karakovan balının en önemli özelliği kovanların içerisindeki balların 6 ay boyunca ışık görmeden oluşmasıdır. Doğal kütük kovanları hazırlanırken kütüklerin her iki boş ucu toprak veya kütük ile kapatılır ve sadece arıların giriş çıkış yapacağı, kovanın hava alacağı kadar uygun büyüklükte delik veya delikler bırakılır.

Petek farklılığı dışında; karakovan bal ile fenni kovan bal arasında bir fark söz konusu da değildir. Her iki yöntemle de hakiki bal üretmek mümkündür.

Arıların karakovanlarda bal üretiminde, eforlarının ve elde ettikleri besinlerin büyük kısmı bal mumu yapımına harcandığı için karakovan balında kovan başı elde edilen bal miktarı aynı büyüklükteki bir fenni kovana göre yarı oranından daha düşüktür. Örneğin fenni kovanda 50 kg bal üretiliyorsa karakovan da 10-15 kg arası bal üretilir. Bu nedenle karakovan balının fiyatı daha yüksektir. Karakovan petek balının kilogram fiyatı 250 TL ile 800 TL ve üzeri fiyatlara kadar satılmaktadır.

Karakovan Balı ile Organik Bal Arasındaki Bal

Organik Bal; 01/12/2004 tarih ve 5262 sayılı kanunda belirtildiği gibi organik tarım ürünleri kanunun hükümlerine göre üretilen baldır. Organik bal üretimi için; arı kovanlarının bulunduğu çevrenin belli mesafelerinde bir ziraat alanının bulunamaması, şeker ile beslenmemesi, kimyasal bir tesisin olmaması, şehir merkezlerine, karayollarına, çöplüklere belirli mesafede uzaklıkta olması, peteklerin organik petekler olması, kullanılacak ilaçların yine biyolojik özelliklerle olması gibi çok sıkı tedbirler konmuştur. Karakovan balı ise yukarıda belirttiğimiz gibi bir bal üretim şekline verilen isimdir. Kanunen keskin sınırlarla nitelikleri belirlenmemiştir. Organik bal bir sertifikasyon işlemidir. Üretici ürününün organik bal olduğunu resmi otoritelerden belgelemelidir.

Sağlıcakla Kalınız…

Çakmak Taşı Nedir? Çakmak Taşı Nerelerde Kullanılır?

Çakmak Taşı Nedir?

Çakmak taşı; binlerce yıldır insanlar tarafından kullanıldığı bilinen, ana maddesi silisyum dioksit olan bir taştır ve kuvars taşı formudur. Ateş taşı ve silex taşı olarak da bilinir. İki adet silex taşı birbirine veya bir demire sürtüldüğünde kıvılcım ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle binlerce yıldır ateş yakmak için kullanılmıştır. Yakın tarihte ve günümüzde ise ateş çıkarıcı mekanizmaların içerisinde ilk kıvılcımı oluşturmak için kullanılır. Eski tip tüfeklerde ve günümüzde kullanılan klasik çakmaklarda halen kullanılır.

Çakmak Taşı Nerelerde Bulunur?

Milyonlarca yıl önce var olmuş denizlerdeki silikat bileşiklerinin çökmesi sonucu oluşmuş bir taştır. Günümüzde kireç yataklarında bolca bulunur. Çıkarılan bazı ateş taşları içerisinde eski deniz canlılarına ait fosillerde bulunur. Ana malzemesi silikat bileşiği olsa da türüne göre karbon türevli bileşikler, demir oksit, klorit gibi bileşikler bulunabilir.

Çakmak Taşı Nerelerde Kullanılır?

Çakmak taşları; taş devrinde kesici ve delici aletlerin yapımında kullanılmıştır. Kırıldığı zaman çok keskin kenarlar oluştuğundan taş balta yapımı için uygun bir malzemedir. Eski zamanlarda balta, ok ucu, mızrak ucu, kazma gibi aletlerin yapımında kullanılmıştır. Eski zamanlardan beri ateş yakmak için kullanılan ana malzeme olmuştur. Çakmaklı tüfeklerde baruta kıvılcım verme amacıyla kullanılmıştır. Ülkemizde halen düven taşı yapımında çakmak taşları kullanılmaktadır. Ateş yakma amacıyla tasarlanmış kampçı bilekliklerinde kullanılır.

Ancak; günümüzde çakmaklarda kullanılan çakmak taşları kırmızı renktedir. Bu madde daha çok demir veya magnezyum içerikli yapay üretilen taşlardır ve doğada bulunan çakmak taşları ile bir ilgisi bulunmamaktadır.

 

Kinetik Kum Nedir? Kinetik Kum Nasıl Yapılır?

Kinetik Kum Nedir? Kinetik Kumun Özellikleri Nelerdir?

% 98 saf kum ve % 2 oranında özel malzemelerden üretilen bir maddedir. Bir araya getirildiğinde düz bir görüntü oluşturmasına rağmen, değişik yönlere doğru hareket ettirildiğinde çok küçük parçalar halinde koparak akışkan bir şekilde hareket eden özelliklere sahiptir.

Kinetik kum; sihirli kum, magic sand, ay kumu, ıslanmayan kum veya hidrofobik kum olarak da bilinir. Hidrofobik su geçirmeyen anlamına gelmektedir yani ay kumu, normal kum tanelerinin etraflarının hidrofobik malzele ile kaplanması ile elde edilen bir oyuncaktır denebilir. Hidrofobik malzeme ile kaplanmış olan kum tanecikleri birbirleri ile yapışmakta, su ile temas ettiklerinde ise ıslanmamaktadırlar. Bu nedenle akvaryum içerisinde görsel yapı malzemesi olarak kullanılabilir. Örneğin sihirli kum kullanarak akvaryum içerisine kumdan bir kale yapılabilir ve akvaryum su ile doldurulsa dahi bu kale yıkılmaz. Kinetik kum ilk olarak petrol sızıntılarını tespit etmek için geliştirilmiş bir üründür. Ancak tarihte ilk sihirli kumun Hintli sihirbazlar tarafından yapıldığı iddia edilmektedir. Bu yöntemde ısıtılmış ve iyice kurumuş kum içerisine bal mumunun eklenerek kum ile iyice karıştırılmasından sonra elde edilen kumun hidrofobik kum olduğu görülmüştür.

Günümüzde bu amaçla kullanılmasa da saksı bitkileri için havalandırıcı olarak kullanılmaktadır. Donma olaylarına karşı çok dayanıklı bir malzeme olduğundan yalıtım malzemesi olarak da kullanılır. Ancak günümüzde en çok çocukların oyun oynaması için kullanılır.

Evde Kinetik Kum Yapılabilir mi?

Bazı tariflerde mısır nişastası ile sihirli kum yapıldığı görülmektedir. Hatta kum, mısır unu, su ve sabunla da yapanlar var. Bu yapılan malzeme hiç bir şekilde kinetik özellikli kum olmamaktadır. Sadece şekil benzerliğidir. Evde kinetik kum yapmak için en güzel yol bal mumu ve kurutulmuş kum karışımıdır.

Sağlıcakla Kalınız…

Salgı Balı Nedir? Salgı Bal Çeşitleri Nelerdir?

Salgı Balı Nedir?

Salgı balı (honeywed honey); arıların ağaç basraları tarafından (ağaç bitleri) salgılanan şekerli özleri toplayarak ürettikleri bal türüdür. Ağaç basrası; basra böceği, balsıra böceği, çam pamuklu biti, koşnili böceği olarak da bilinen bir ağaç zararlısıdır. Bu böcekler bitki emici böcekler olarak bilinir. Yapraklardan beslenen bu bitler, aldıkları özleri sindirim sisteminden geçirir ve ardından şekerli bir öz halinde dışarı geri bırakır. Bu kuru yapışkan madde arılar tarafından toplanarak bal elde edilir. İngilizce’de Honeywed honey, black forrest honey (kara orman balı) isimleri bulunur.

Salgı Bal Çeşitleri Nelerdir?

Ülkemizde salgı balı denilince akla ilk olarak çam balı gelmektedir. Çam balı dışında meşe balı da salgı balıdır. Bunlar dışında kayın ve ladin gibi ağaçlardan da salgı bal sağılabilir.

Dünya’da ise değişik salgı bal çeşitleri bulmak mümkündür. Kavak, çınar, söğüt, kara akasya, köknar, kestane, sedir gibi ağaçlarda yaşayan böcekler tarafından salgılanan özlerden arılar bal yapabilir. Yine yonca, pamuk, kuş üzümü, bektaşi üzümü ve ayçiçeği gibi bitkilerde yaşayan böceklerde bu özleri salgılayabilirler. Özellikle kayın balı olarak bilinen bal çeşidi Yeni Zelanda’nın en önemli ihraç ürünlerinden biridir. Oldukça koyu renkli ve antioksidanlarca zengin bir baldır. Kırımızı kayın balı ve siyah kayın balı olarak içi çeşidi bulunur. Bu iki çeşit, iki farklı emici böcekten elde edilir.

Yine Bulgaristan’ın önemli ihraç ürünlerinden biridir. Istranca dağlarının Bulgaristan’da kalan kısmında bulunan meşe ormanlarından salgı bal elde edilir. Bulgaristan’ın meşe salgı balına önem vermesi henüz yenidir. Daha önceleri arıcılar, arıların bu şekerli sıvıdan öz almalarını istememekteydi. Nedeni ise bu özlerin Ülkemizde de bilindiği üzere arı dizanterisine neden olması şüphesiydi. Ancak; Alman turistlerin Bulgaristan’ı ziyaretlerinde ısrarla salgı balı talep etmeleri neticesinde bölgede meşe balı üretimi artmaya başlamıştır.

Sağlıcakla Kalınız…