Günde 20 bardak çay içerseniz ne olur? Japon bilim adamları açıkladı.

çayın faydaları

siyah çaySiyah Çay İçmek Faydalı mı?

Siyah çay, belki de hepimizin hemen her gün tükettiği içeceklerden birisi. Çayla ilgili yapılmış yüzlerce bilimsel çalışma var. Çayın içeriğinde ki tanenlerin, flovinoid bileşiklerin ve kafeinin onlarca olumlu faydası var. Fakat çayı nasıl, ne şekilde ve ne zaman tüketeceğimiz, dem süresi gibi faktörler her besinde olduğu gibi çayın da faydalı etkilerini yok etmekte hatta zararlı bir içecek halini almasına neden olmaktadır.

Japon bilim insanlarının yaptığı çalışmalar çay ile ilgili bir gerçeği daha ortaya çıkardı.

Çayın her türlü mide ağrısı, hazımsızlık, cilt kuruluğu ve habis öksürüğe iyi geldiği zaten biliniyordu.

Göz maskesi olarak kullanıldığında ise göz altı morluklarına ve ağırlaşmış göz kapaklarına iyi geliyordu.

Çay aynı zamanda enfeksiyon giderici antiseptik ve yatıştırıcı etki de yapıyor.

Posaları süzülüp soğuyan yeşil veya siyah çay boğaz ağrılarında gargara olarak da kullanılabiliyor.Ancak Japon bilim adamlarının yaptığı çalışmalar çayla ilgili çok çarpıcı bir bilgiyi daha ortaya çıkardı.Osaka Üniversitesi’nde yapılan ve Keizo Nishikawa tarafından yönetilen araştırmada siyah çay içerisinde theaflavin-3 denilen bir antioksidan maddenin kemik dokusuna zarar veren metil transferans adlı enzimi yok ettiği ve bu şekilde kemiklerin dokusunun güçlü kaldığı tespit edildi.Osteoporoz adı verilen ve yaşı ilerlemiş insanlarda görülen kemik kaybı ve zayıflaması olarak tanımlanan hastalığa karşı siyah çay içmenin faydalı olduğu söylendi.

Japon bilim adamlarının açıklamasına göre fark edilebilir bir gelişme meydana gelmesi için 60 kilo olan bir yetişkinin kemik dokusunu güçlendirmek için üç gün içerisinde 60 fincana yakın çay içmesi gerekiyor. Ancak bu kadar çay içmenin faydalı olup olmadığı içerdiği kafein ve tanen miktarları açısından biraz risk teşkil edebiliyor. Ayrıca çayın vücuttaki bazı minerallerin emilimini azaltıcı etkisi de bir takım riskler içermektedir. Sağlıklı bireyler için tüketim miktarı kişiden kişiye değişmekle birlikte 3-4 fincan çaydan fazla çay içilmemesi tavsiye ediliyor. Ayrıca; çay tiryakilerinin mümkün mertebe diğer kafeinli içeceklere mesafeli durması gerekebilir. Çayın demleme koşulları ve süresi de çayın faydalı mı zararlı mı olacağı hususunda diğer etkenlerdir.

Kaynak:

cnnturk.com

Tuzun Zararlarından Korunma

tuzun zararları

Tuzun Zararlarından Korunma Nasıl Olmalıdır? Tuz elimizde olmadan her gün dışarıdan aldığımız bir madde. Aşırı tuz alımı adeta bir intihar demek. Nasıl mı?

Tuzda Bulunan Sodyumun Görevleri- Sodyum-Potasyum Dengesi

Vücudumuz hassas dengeler üzerine kurulmuş sistemler ve sistemler arası ilişkiler bütünüdür. Bu sebeple bir sistemde meydana gelecek etki diğer sistemleri etkilemektedir. Tuzun içeriğindeki sodyum minerali ( Na)  vücut sistemimiz içinde pek çok faaliyette kullanılan bir elementtir. Vücudumuzda belirli oranlarda sodyum bulunması hayati önem arz etmektedir. Hücrelerimizin canlı kalması aslında sürekli olarak çalışan sodyum-potasyum pompasının varlığına bağlıdır. Ancak günümüz beslenme kültürünün bir sonucu olarak vücudumuza aşırı sodyum ( tuz ) içerikli besinleri alıyoruz. Oysaki insanlık tarihinin ilk çağlarında sodyum içerikli besinlerin zor bulunmasından dolayı böbreklerimiz sodyumu dışarı atma konusunda biraz cimri davranacak şekilde gelişmiştir. Yine insanlık tarihinin başlangıcındaki doğa koşullarında potasyum içeriği bol besinler doğada bolca bulunduğundan böbreklerimiz potasyumu, sodyuma oranla daha kolay  dışarı atma eğilimi göstermektedir. Kısacası günümüz hazır beslenme koşullarında yetersiz potasyum alırken, market ürünleri sayesinde yoğun bir sodyum bombardımanına maruz kalıyoruz. Buda bizi tuzun zararlarından korunma konusunda ciddi araştırmalar yapmamıza neden oluyor

Aşırı Tuz Tüketimi ve Potasyum Eksikliği

Yine günümüz koşullarına dönecek olursak; beslenme kültürümüze Potasyum içeren besinler azaldığından ve Sodyum içeren besinler arttığından, vücudumuzda çalışan pek çok sistem bundan olumsuz etkilenmiştir. Bu sebeple beslenme sistemimizi gözden geçirmemizde fayda vardır çünkü sodyum fazlalığı pek çok hastalığa davetiye çıkardığı gibi potasyum eksikliği de davetiye çıkarılan hastalıkların oluşmasını hızlandırmaktadır.

Tuzun Zararlarından Korunma İçin Bilinmesi Gerekenler

Fazla Tuz Böbreklere Zarar Veriyor

Türkiye’de her 7 kişiden birisi böbrek hastası. Bu oranda en büyük sorumlu fazla tuz tüketimi ve az su tüketimi. Hele bu iki davranışın ikisini birlikte uygulamak böbrek hastası olmanız için yeterli bir sebep. Kronik Böbrek Yetersizliği gibi sorunları önlemenin ilk yolu tuzu azaltmak ve yeterince su almaktadır.

Fazla miktarda tuz tüketimi hipertansiyona, inme ve felç riskine, kemik erimesi ( osteoporoz ), ödem oluşumu, dehidrasyon ( sıvı kaybı ),  sindirim hastalıkları gibi pek çok ciddi hastalığa davet çıkarmaktadır. Bunun yanında baş gösteren potasyum eksikliği ile bu hastalıkların etkisi ve oluşma ihtimali kat be kat artmaktadır. Bu sebeplerden dolayı tuzun zararlarından korunma sağlığımız için önemlidir.

Potasyum İçeren Gıdalar Nelerdir?

Potasyum içeren gıdaların en bilinen özelliği tansiyonu düşürmesidir. Ayrıca vücutta elektrolit dengesi ve kas sistemi açısından önemli bir mineraldir. Potasyum ihtiyacını vücudumuz; limon, kayısı, muz, domates, balık, fasulye, patates, ıspanak gibi besinlerden alabilir. Özellikle yemeklerde tuz yerine limon kullanımı tavsiye edilmektedir.

Vücudun İhtiyacı olan Tuz miktarı ne kadardır?

Uzmanlara göre vücudun günlük tuz ihtiyacı sadece 5-6 gram civarındadır. Ancak ülkemizde günlük ortalama tuz tüketimi 16 gramı bulmaktadır. Bu oran ülkemizde yaygın olarak görülen  yüksek tansiyon ve kalp hastalıklarını açıklamaktadır. Yapılan araştırmalarda her 6 gram tuz alımı kan basıncını 8,2 mm civarında arttırmaktadır.İhtiyacımız olan tuz miktarı doğal gıdalardan sağlanabilir. Bu sebeple mümkünse hiç tuz tüketmemekte fayda vardır. Ancak iyot eksikliği riskini göz önüne alırsak günde en fazla 1 gr iyotlu tuz kullanılabilir.

Tuzun zararlarından korunma yada zararlarını en aza indirgemek için yemeklerde rafine yani işlenmiş tuz yerine, bir miktar kaya tuzu limon, zerdeçal, biberiye, kişniş, pul biber gibi baharatları kullanabiliriz. 

Not: Tuzsuz bir hayat sürmekte mümkün değildir ancak ihtiyacımız olan tuz miktarı oldukça azdır. Rafine Tuz yerine doğal kaya tuzu tüketmenizi öneririz. Bknz: Kaya Tuzunun Faydaları ve Çankırı Kaya Tuzu 

Depresyon ve Beslenme Arasındaki İlişki

depresyon ve beslenme ilişkisi

Depresyon ve Beslenme Arasındaki İlişki Nedir?

İş stresi, şehir hayatı, gürültü, kirlilik, uykusuzluk,  YANLIŞ BESLENME vs. gibi pek çok faktör sayabiliriz. Bunlar arasından hangisi kişinin Depresyona girmesinde en etkili faktör, hangisi tetikleyici unsur? Bu sorunun cevabını vermek zor olsa da biz yanlış beslenmenin depresyon ile olan bağını anlatmaya çalışacağız.

Aldığımız Besinler Depresyonu Tetikler mi?

Şöyle günlük yaşantımızı gözümüzün önünden geçirelim, neler yiyoruz ve içiyoruz? Ağır hamur işleri, aşırı şeker içeren tatlılar, kola, çay, kahve, enerji içeceği, alkollü içki, gdo içeren besinler, hormon içeren besinler, kimyasal işleme maruz kalmış besinler vs. Eminim bu yazıyı okuyan istisnasız herkes bu saydıklarımın hemen hepsini her gün tüketmektedir. Hemen her gün sürekli tekrarladığımız belirli zarar potansiyeli barındıran alışkanlıkların ileride bazı hastalıkları tetikleyebileceğini göz önüne almak lazım. Bazı besinler uzun süre kullanımlarda metabolizmamızda değişiklikler yaparak depresyonu tetiklemekte bunun yanı sıra başka hastalıklara da davetiye çıkarmaktadır.

Peki depresyon tetikleyen gıdalar genel olarak hangileridir?

Kafein içeren gıdalar, İşlenmiş Gıdalar, Fast Food ve aşırı beyaz hamur içerikli gıdalar, Hidrojene yağlar ( Kızartma Yağları ), Aspartam içeren gıdalar, Şeker, Sodyum içeren gıdalar ( Tuz içeriği yoğun gıdalar ) ve Alkol. Bu saydıklarımızdan sadece bir tanesini uzun süreli kullanmanız dahi Depresyon dahil pek çok hastalığa davetiye çıkaracaktır. Eğer bu gıdaların zararlı etkilerini yok edecek besinler tüketmiyorsanız tahribat daha ağır olacaktır. En büyük tehlike ise bu gıdalardan bir kaçını hayatınızın önemli bir bölümünde sürekli tüketip, bu zararlıların sinerjik etkisine maruz kalmaktır.

Depresyona iyi gelen yiyecekler nelerdir?

Melisa Çayı, Sarı kantoron çayı depresyona iyi gelir mi?

Yukarıda saydığımız kötü alışkanlıklarınızı en aza indirmeniz durumunda ve doğal beslenmeye gayret göstermeye başladığınız an depresyonu, şeker ve kalp hastalıklarını ve hatta kanseri tetikleyen pek çok risk faktöründen kurtulmuş olacaksınız. İyileşme sürecinizde size fayda verecek olan en ideal besinler Organik veya doğal olarak üretilmiş besinlerdir. Özellikle balık, her tür yeşil sebze, meyveler, zeytinyağı ve tereyağı, bol tahıllı ekmek ( ekmeği çok az tüketin ), limon ve portakal türü narenciyeler, tuzsuz çerezler ( fıstık, ceviz, fındık, kabak çekirdeği ) gibi doğal ürünleri sayabiliriz. Bunun yanı sıra depresyon için önerilen bitki çaylarını unutmamak gerekir. Özellikle Melisa Çayı ve Sarı Kantoron Çayı hafif depresyon vakalarında olumlu sonuçlar vermektedir.  Bu çayların yan etkileri yok denecek kadar azdır. Ayrıca uykusuzluk gibi pek sorununuzu çözmenizde faydalıdır. Ancak farklı bir rahatsızlığınız varsa veya herhangi bir ilaç kullanıyorsanız doktorunuzun görüşünü aldıktan sonra gönül rahatlığıyla tüketebilirsiniz. Ayrıca öncelikle tıbbi tedavi seçeneğini deneyip yine doktorunuza danışarak destekleyici olarak bu çayları tüketmenizde fayda var.

Sağlıcakla Kalın…

 

 

Organik Beslenme

organik besin

Organik Besin ve Organik Beslenme Nedir?

Organik Besin; tohum üretiminde, ekiminde, yetiştirilmesinde, işlenmesinde ve saklanmasında hiç bir şekilde kimyasal bir işlem görmemiş besin olarak tanımlanabilir. Yani Organik Besin ve organik beslenme denince aklımıza genetik değişikliklerin, böcek ve zararlılara dönük kimyasalların, suni gübrelerin, çeşitli yabani ot ve mantar öldürücü ilaçlarının, hızlı büyüme sağlayan  hormonların, antibiyotiklerin , renklendiricilerin ve kimyasal ambalaj malzemelerinin kullanılmadığı besinler gelmelidir.

Neden Organik Beslenme 

Aslında Organik besin ile beslenme organizma ile en uyumlu beslenme anlamına gelmektedir. Çünkü Beslenme Piramidinde yer alan tüketici ve av ilişkisi dengesi milyonlarca yıldır süren bir süreçle dengelenmiştir. Organizma, tükettiği besin maddesiyle birlikte aldığı vitaminler, mineraller ve diğer bileşikler milyonlarca yılda ideal oranı yakalamıştır. Dolayısı ile vücudumuzun kimyasal içeren besinlere değil, en doğal haliyle yetişen besinlere ihtiyacı vardır.

Örneğin günümüz toplumlarında sıkça görülen kalp hastalıkları ve kanserle ilgili yapılan araştırmalarda, kısa zamanda üretime dayalı sebze-meyve yetiştiriciliğinde; sebze ve meyvelerde bulunan bileşim oranlarının bozulmasının bu tarz hastalıkları tetiklediği  saptanmıştır. Yani sebze ve meyvelerin içerisine işlenmiş kimyasalları bir kenarı bırakın, kısa zamanda üretim adına bozulan bileşim dengesi dahi uzun vadede hastalıkları tetiklemektedir. Bunun en güzel örneği Salisilik Asit örneğidir. Örneğin doğal ortamda yetişmiş bir sebze veya meyvede Salisilik Asit oranı olması gereken miktarda iken günümüz kimyasal ve hormonlu tarım teknikleriyle olgunlaşma süre kısıtlanarak sebze ve meyvelerdeki Salisilik Asit oranı düşmüştür. Bu sebeple uzun vadede Salisilik Asit’in önlediği ve yavaşlattığı pek çok hastalık artış göstermiştir. Peki Salisilik Asit nedir? Cevap: Bugün kullandığımız Aspirinin ( Asetil Salisilik Asit ) etken maddesidir.

Organik Besinlerin Faydaları Nelerdir?

Öncelikle Organik Besinler tüketmek bizi Kimyasal Besinlerin vereceği zarardan korur. Organik Besinler tüketerek vücudumuza çok zehirli olan pestisitleri almamış olacağız. Bunun  yanı sıra Organik Besinlerin içerisinde olan ve gelişimini tamamlamış süper-orantılı bileşimleri vücudumuza alarak daha sağlıklı yaşamış olacağız!